Benim diyabet hikayem insanın en hayat dolu olduğu yıllarda, 16 yaşımda başladı. Pandemi dönemi nedeniyle günlük yaşantımızın değiştiği zamanlardı. 2020 yılının Temmuz ayında diyabet tanısı aldım. Ailemde ise tek diyabetli benim. Ancak bu hastalık ilerleyen yıllarda benim adeta diğer yarım oldu.
Aslında ilk başta yaz ayları olduğu için çok dikkate almadığım bol su içme eğilimi ve yorgunluk beni bir kan değerlerime baktırmam gerektiği fikrine vardırdı. Yapılan tetkikler sonucu tip 1 diyabet olduğumu öğrendim. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Açıkçası nasıl hissedeceğimi bende bilmiyordum. Ailem doğal olarak üzülmüş fakat bana belli etmemeye çalışmışlardı. Ben ise sosyal ve enerjik biriyimdir. Bu yüzden dışarıya karşı üzgün ve umutsuz görünmemeye çalıştım. Ama durum beni içten içe maskelenmiş bir depresyona sokmuştu. Sonuçta hayatınızın 360 derece değişmesi bu yaşlarda gerçekten çok zor bir durum. Gece 3’te kalkmak, her sabah kahvaltı yapmak benim hayatımda bir devrim niteliğinde olan, beni en çok yoran şeylerdi. Ama insülin iğnesine veya şeker ölçümüne çabuk adapte oldum. Çünkü çocukluk yıllarımda çok hastalandığım için ilaç ve iğne süreçlerine alışıktım.

